Defne
New member
Yine de forum tartışmalarında bazı genel eğilimleri, genelleme yapmadan konuşmak ilginç olabilir.
Bazı erkekler deprem sonrasında daha stratejik ve sonuç odaklı bir yaklaşım sergileyebiliyor: “Bina hasarlı mı?”, “Nereden çıkacağız?”, “Aracı nereye koymalıyız?”, “Jeneratör var mı?”, “Kaç günlük su gerekiyor?” gibi sorulara yoğunlaşabiliyor.
Bazı kadınlar ise aile üyelerinin, çocukların, yaşlıların ve komşuların durumunu daha fazla gündeme getirerek topluluk merkezli bir bakış ortaya koyabiliyor: “Ya yaşlı komşumuz yalnızsa?”, “Çocukların psikolojisini nasıl toparlayacağız?”, “Mahallede kimlerin yardıma ihtiyacı var?” gibi.
Ama aynı davranışın tersini de rahatlıkla görebiliriz. Kriz yönetiminde son derece stratejik kadınlar olduğu gibi, çevresindeki insanları organize eden ve duygusal destek sağlayan erkekler de fazlasıyla var.
Dolayısıyla bence asıl mesele “kadın bakışı” veya “erkek bakışı” değil; farklı bakışların aynı afet planında birleşebilmesi.
Bir kişi binanın güvenliğini düşünürken başka biri çocuğun ilacını, bir başkası yaşlı komşuyu, diğeri iletişim planını düşünüyorsa aslında çok daha güçlü bir kriz yönetimi ortaya çıkıyor.
Depremin Ekonomik “Artçıları” da Var
Depremin artçıları yalnızca sismometrelerde görülmüyor.
Ekonomide de artçı etkiler oluşuyor.
Konutların hasar görmesi kira piyasasını, iş yerlerinin kapanması istihdamı, yolların ve altyapının zarar görmesi tedarik zincirlerini etkileyebiliyor. İnsanların evlerini yeniden inşa etmek veya güçlendirmek için yaptığı harcamalar da aile bütçelerini uzun süre etkileyebiliyor.
Büyük bir deprem sonrasında ekonomik maliyetin yalnızca yıkılan binaların fiyatından ibaret olmadığını düşünüyorum. Asıl uzun vadeli maliyetlerden biri normal hayatın kesintiye uğramasıdır.
Bir esnaf aylarca dükkânını açamazsa yalnızca dükkânı zarar görmez; çalışanlar, tedarikçiler, müşteriler ve çevredeki diğer işletmeler de etkilenir.
Bu nedenle deprem hazırlığını yalnızca “deprem çantası hazırlamak” seviyesinde bırakmak bana göre yetersiz. Hane bütçesi, sigorta, bina güçlendirme, iş sürekliliği ve acil iletişim planı da hazırlığın parçaları.
Bilimin Bize Öğrettiği En İlginç Şeylerden Biri: Depremler Tamamen Rastgele Değil
Depremler rastgeleymiş gibi görünse de bilim insanları onların istatistiksel davranışlarında bazı düzenlilikler bulmuş durumda.
Örneğin Omori-Utsu yasası, büyük bir depremden sonra artçıların zaman içerisindeki azalma eğilimini tanımlamak için kullanılan temel ilişkilerden biri. Gutenberg-Richter ilişkisi ise farklı büyüklüklerdeki depremlerin görülme sıklığı ile büyüklükleri arasında istatistiksel bir ilişki kuruyor. Bu ilişkiler onlarca yıllık sismolojik araştırmanın temel taşlarından.
Nature
Burada bana göre çok güzel bir bilim felsefesi dersi de var: Tek bir depremin ne zaman olacağını bilememek, depremler hakkında hiçbir şey bilmediğimiz anlamına gelmiyor.
Tam tersine, tek tek olayların belirsizliğine rağmen binlerce ve milyonlarca olayın oluşturduğu istatistiksel örüntüler bize önemli bilgiler sağlayabiliyor.
Bugünkü artçı tahmin modellerinde de geçmiş deprem dizilerinden yararlanılıyor. USGS'nin kullandığı yaklaşımlar, hem benzer geçmiş dizilerin davranışlarını hem de devam eden mevcut dizide gözlenen verileri hesaba katabiliyor.
Deprem Bilgi Sistemi
+1
Peki Önümüzdeki Günlerde Ne Beklemeliyiz?
Genel olarak büyük bir depremden sonra en makul beklenti, bir süre daha artçıların meydana gelmesi ve zaman içerisinde bunların sıklığının azalmasıdır.
Fakat burada “kesinlikle daha büyük deprem olmayacak” demek bilimsel değildir.
Aynı şekilde “artçılar devam ediyor, kesin daha büyük deprem geliyor” demek de bilimsel değildir.
İki uç arasında kalmak gerekiyor.
En doğru yaklaşım şu olabilir: Daha büyük bir deprem ihtimalini sıfır kabul etmeden, onu kesin gerçekleşecekmiş gibi de yaşamamak.
Bu yaklaşım insan psikolojisi açısından da önemli. Sürekli “birazdan büyük deprem olacak” düşüncesi insanı hazırlıklı hale getirmek yerine felç edebilir. Sürekli alarm halinde yaşayan kişi bir süre sonra haberleri takip etmekten yorulur ve tamamen kopabilir.
Oysa amaç korkuyu büyütmek değil, hazırlığı büyütmek.
Deprem Sonrası Sosyal Medya: Bilgi mi, Panik mi?
Günümüzde deprem sonrası ikinci bir “sarsıntı” da sosyal medyada yaşanıyor.
Birisi “çok büyük deprem geliyor” diyor, başka biri fay haritası paylaşıyor, bir başkası hayvanların davranışlarını anlatıyor, ardından eski bir deprem görüntüsü yeni olaymış gibi dolaşıma giriyor.
İnsanların korktuğu bir ortamda yanlış bilginin yayılması çok kolay.
Bu yüzden deprem sonrasında bilgi tüketirken kaynağın kim olduğuna bakmak gerekiyor. Özellikle belirli bir saat vererek deprem tahmini yaptığını söyleyen kişilere karşı son derece dikkatli olmak lazım. USGS depremlerin kesin tarih, konum ve büyüklükle önceden tahmin edilmesinin bugün mümkün olmadığını açıkça belirtiyor.
USGS
Bence forumlarda da “Büyük deprem geliyor” cümlesinden çok, “Bu iddianın bilimsel dayanağı ne?” sorusunu sormayı alışkanlık haline getirmeliyiz.
Asıl Soru: Deprem Devam Eder mi, Yoksa Biz Hazırlığı Devam Ettirebilir miyiz?
Sonuçta sorunun kısa cevabı şu: Evet, büyük bir depremden sonra artçıların devam etmesi beklenen bir durumdur. Fakat bundan daha büyük bir depremin kesinlikle geleceği sonucu çıkarılamaz.
Artçıların sıklığı genellikle zamanla azalır. Bununla birlikte daha büyük bir depremin gerçekleşme ihtimali tamamen sıfırlanamaz. Hangi depremin ana şok, hangisinin öncü olduğu da bazı durumlarda ancak olaylar tamamlandıktan sonra anlaşılabilir.
USGS
+1
Benim açımdan bu konunun en önemli sonucu ise başka yerde.
Depremi önceden kesin olarak bilemiyorsak, yapabileceğimiz en akıllıca şey belirsizliği yönetmek.
Bina güvenliğini kontrol ettirmek, hasarlı yapılardan uzak durmak, aile iletişim planı oluşturmak, acil durum malzemelerini hazır bulundurmak, resmi kurumların açıklamalarını takip etmek ve yanlış bilgiyi yaymamak bunun parçaları.
Ve belki de forum olarak şu sorular üzerinde daha fazla konuşmamız gerekiyor:
Sizce deprem sonrasında insanların en büyük problemi gerçekten depremin kendisi mi, yoksa belirsizlik mi?
Bir depremden sonra “evime girebilir miyim?” kararını kim vermeli ve bu karar hangi teknik kriterlere dayanmalı?
Deprem hazırlığını neden çoğunlukla deprem olduktan sonra konuşuyoruz?
Mahalle ölçeğinde dayanışma ağı kurulsa, ilk 24 saatte kim hangi görevi üstlenmeli?
Ekonomik olarak bir aileyi depreme karşı hazırlıklı yapan şey yalnızca para biriktirmek mi, yoksa sigorta, güvenli konut ve iş sürekliliği gibi unsurlar da aynı derecede önemli mi?
Bence “devamı gelir mi?” sorusunun altında aslında çok daha insani bir soru yatıyor:
“Bir sonraki sarsıntıda ne yapacağım?”
İşte bu sorunun cevabını bugün hazırlamak mümkün. Çünkü depremi kesin olarak durduramayız; fakat deprem karşısındaki kırılganlığımızı azaltabiliriz. Bilimin bugün bize sunduğu en değerli şey de belki tam olarak bu: geleceği kesin biçimde söylemek değil, belirsiz bir geleceğe karşı daha akıllı ve daha hazırlıklı yaşamayı öğretmek.
Bazı erkekler deprem sonrasında daha stratejik ve sonuç odaklı bir yaklaşım sergileyebiliyor: “Bina hasarlı mı?”, “Nereden çıkacağız?”, “Aracı nereye koymalıyız?”, “Jeneratör var mı?”, “Kaç günlük su gerekiyor?” gibi sorulara yoğunlaşabiliyor.
Bazı kadınlar ise aile üyelerinin, çocukların, yaşlıların ve komşuların durumunu daha fazla gündeme getirerek topluluk merkezli bir bakış ortaya koyabiliyor: “Ya yaşlı komşumuz yalnızsa?”, “Çocukların psikolojisini nasıl toparlayacağız?”, “Mahallede kimlerin yardıma ihtiyacı var?” gibi.
Ama aynı davranışın tersini de rahatlıkla görebiliriz. Kriz yönetiminde son derece stratejik kadınlar olduğu gibi, çevresindeki insanları organize eden ve duygusal destek sağlayan erkekler de fazlasıyla var.
Dolayısıyla bence asıl mesele “kadın bakışı” veya “erkek bakışı” değil; farklı bakışların aynı afet planında birleşebilmesi.
Bir kişi binanın güvenliğini düşünürken başka biri çocuğun ilacını, bir başkası yaşlı komşuyu, diğeri iletişim planını düşünüyorsa aslında çok daha güçlü bir kriz yönetimi ortaya çıkıyor.
Depremin Ekonomik “Artçıları” da Var
Depremin artçıları yalnızca sismometrelerde görülmüyor.
Ekonomide de artçı etkiler oluşuyor.
Konutların hasar görmesi kira piyasasını, iş yerlerinin kapanması istihdamı, yolların ve altyapının zarar görmesi tedarik zincirlerini etkileyebiliyor. İnsanların evlerini yeniden inşa etmek veya güçlendirmek için yaptığı harcamalar da aile bütçelerini uzun süre etkileyebiliyor.
Büyük bir deprem sonrasında ekonomik maliyetin yalnızca yıkılan binaların fiyatından ibaret olmadığını düşünüyorum. Asıl uzun vadeli maliyetlerden biri normal hayatın kesintiye uğramasıdır.
Bir esnaf aylarca dükkânını açamazsa yalnızca dükkânı zarar görmez; çalışanlar, tedarikçiler, müşteriler ve çevredeki diğer işletmeler de etkilenir.
Bu nedenle deprem hazırlığını yalnızca “deprem çantası hazırlamak” seviyesinde bırakmak bana göre yetersiz. Hane bütçesi, sigorta, bina güçlendirme, iş sürekliliği ve acil iletişim planı da hazırlığın parçaları.
Bilimin Bize Öğrettiği En İlginç Şeylerden Biri: Depremler Tamamen Rastgele Değil
Depremler rastgeleymiş gibi görünse de bilim insanları onların istatistiksel davranışlarında bazı düzenlilikler bulmuş durumda.
Örneğin Omori-Utsu yasası, büyük bir depremden sonra artçıların zaman içerisindeki azalma eğilimini tanımlamak için kullanılan temel ilişkilerden biri. Gutenberg-Richter ilişkisi ise farklı büyüklüklerdeki depremlerin görülme sıklığı ile büyüklükleri arasında istatistiksel bir ilişki kuruyor. Bu ilişkiler onlarca yıllık sismolojik araştırmanın temel taşlarından.
Nature
Burada bana göre çok güzel bir bilim felsefesi dersi de var: Tek bir depremin ne zaman olacağını bilememek, depremler hakkında hiçbir şey bilmediğimiz anlamına gelmiyor.
Tam tersine, tek tek olayların belirsizliğine rağmen binlerce ve milyonlarca olayın oluşturduğu istatistiksel örüntüler bize önemli bilgiler sağlayabiliyor.
Bugünkü artçı tahmin modellerinde de geçmiş deprem dizilerinden yararlanılıyor. USGS'nin kullandığı yaklaşımlar, hem benzer geçmiş dizilerin davranışlarını hem de devam eden mevcut dizide gözlenen verileri hesaba katabiliyor.
Deprem Bilgi Sistemi
+1
Peki Önümüzdeki Günlerde Ne Beklemeliyiz?
Genel olarak büyük bir depremden sonra en makul beklenti, bir süre daha artçıların meydana gelmesi ve zaman içerisinde bunların sıklığının azalmasıdır.
Fakat burada “kesinlikle daha büyük deprem olmayacak” demek bilimsel değildir.
Aynı şekilde “artçılar devam ediyor, kesin daha büyük deprem geliyor” demek de bilimsel değildir.
İki uç arasında kalmak gerekiyor.
En doğru yaklaşım şu olabilir: Daha büyük bir deprem ihtimalini sıfır kabul etmeden, onu kesin gerçekleşecekmiş gibi de yaşamamak.
Bu yaklaşım insan psikolojisi açısından da önemli. Sürekli “birazdan büyük deprem olacak” düşüncesi insanı hazırlıklı hale getirmek yerine felç edebilir. Sürekli alarm halinde yaşayan kişi bir süre sonra haberleri takip etmekten yorulur ve tamamen kopabilir.
Oysa amaç korkuyu büyütmek değil, hazırlığı büyütmek.
Deprem Sonrası Sosyal Medya: Bilgi mi, Panik mi?
Günümüzde deprem sonrası ikinci bir “sarsıntı” da sosyal medyada yaşanıyor.
Birisi “çok büyük deprem geliyor” diyor, başka biri fay haritası paylaşıyor, bir başkası hayvanların davranışlarını anlatıyor, ardından eski bir deprem görüntüsü yeni olaymış gibi dolaşıma giriyor.
İnsanların korktuğu bir ortamda yanlış bilginin yayılması çok kolay.
Bu yüzden deprem sonrasında bilgi tüketirken kaynağın kim olduğuna bakmak gerekiyor. Özellikle belirli bir saat vererek deprem tahmini yaptığını söyleyen kişilere karşı son derece dikkatli olmak lazım. USGS depremlerin kesin tarih, konum ve büyüklükle önceden tahmin edilmesinin bugün mümkün olmadığını açıkça belirtiyor.
USGS
Bence forumlarda da “Büyük deprem geliyor” cümlesinden çok, “Bu iddianın bilimsel dayanağı ne?” sorusunu sormayı alışkanlık haline getirmeliyiz.
Asıl Soru: Deprem Devam Eder mi, Yoksa Biz Hazırlığı Devam Ettirebilir miyiz?
Sonuçta sorunun kısa cevabı şu: Evet, büyük bir depremden sonra artçıların devam etmesi beklenen bir durumdur. Fakat bundan daha büyük bir depremin kesinlikle geleceği sonucu çıkarılamaz.
Artçıların sıklığı genellikle zamanla azalır. Bununla birlikte daha büyük bir depremin gerçekleşme ihtimali tamamen sıfırlanamaz. Hangi depremin ana şok, hangisinin öncü olduğu da bazı durumlarda ancak olaylar tamamlandıktan sonra anlaşılabilir.
USGS
+1
Benim açımdan bu konunun en önemli sonucu ise başka yerde.
Depremi önceden kesin olarak bilemiyorsak, yapabileceğimiz en akıllıca şey belirsizliği yönetmek.
Bina güvenliğini kontrol ettirmek, hasarlı yapılardan uzak durmak, aile iletişim planı oluşturmak, acil durum malzemelerini hazır bulundurmak, resmi kurumların açıklamalarını takip etmek ve yanlış bilgiyi yaymamak bunun parçaları.
Ve belki de forum olarak şu sorular üzerinde daha fazla konuşmamız gerekiyor:
Sizce deprem sonrasında insanların en büyük problemi gerçekten depremin kendisi mi, yoksa belirsizlik mi?
Bir depremden sonra “evime girebilir miyim?” kararını kim vermeli ve bu karar hangi teknik kriterlere dayanmalı?
Deprem hazırlığını neden çoğunlukla deprem olduktan sonra konuşuyoruz?
Mahalle ölçeğinde dayanışma ağı kurulsa, ilk 24 saatte kim hangi görevi üstlenmeli?
Ekonomik olarak bir aileyi depreme karşı hazırlıklı yapan şey yalnızca para biriktirmek mi, yoksa sigorta, güvenli konut ve iş sürekliliği gibi unsurlar da aynı derecede önemli mi?
Bence “devamı gelir mi?” sorusunun altında aslında çok daha insani bir soru yatıyor:
“Bir sonraki sarsıntıda ne yapacağım?”
İşte bu sorunun cevabını bugün hazırlamak mümkün. Çünkü depremi kesin olarak durduramayız; fakat deprem karşısındaki kırılganlığımızı azaltabiliriz. Bilimin bugün bize sunduğu en değerli şey de belki tam olarak bu: geleceği kesin biçimde söylemek değil, belirsiz bir geleceğe karşı daha akıllı ve daha hazırlıklı yaşamayı öğretmek.