“Efal Alemi” Ne Demek? Kavramın Anlamı ve Tasavvuftaki Yeri
Son zamanlarda tasavvuf, İbnü’l-Arabî, vahdet-i vücûd ve “efal alemi” gibi kavramlarla ilgili forumlarda oldukça farklı açıklamalar görüyorum. Açıkçası “efal alemi” ifadesi ilk duyulduğunda oldukça kapalı geliyor. “Efal” ne demek, “alem” burada gerçekten bildiğimiz evren anlamında mı kullanılıyor, yoksa daha farklı bir tasavvufî mertebeye mi işaret ediyor? Üstelik internette aynı kavram için birbirinden oldukça farklı açıklamalar bulunabiliyor.
Benim açımdan konunun en ilginç tarafı da burada başlıyor: Bir tarafta kavramı kelime ve kavramsal yapı üzerinden açıklamaya çalışan yaklaşım, diğer tarafta ise bunu insanın yaşadığı olaylar, irade, kader ve manevî tecrübe üzerinden anlamlandıran yaklaşım var. Bu yazıda özellikle bu farklı bakışları birbirine karşıt kalıplara hapsetmeden incelemek istiyorum. Siz “efal alemi” ifadesini nasıl yorumluyorsunuz?
Efal Kelimesi Aslında Ne Anlama Geliyor?
Öncelikle kelimenin kendisinden başlamak gerekiyor. “Ef‘âl”, Arapça “fi‘l” kelimesinin çoğuludur ve temel anlamıyla “fiiller, işler, eylemler” demektir. Dolayısıyla en basit karşılığıyla “efal alemi”, “fiiller ve eylemler âlemi” şeklinde düşünülebilir.
Ancak tasavvuf literatüründe kelime yalnızca günlük hayattaki “insanın yaptığı işler” anlamında kullanılmaz. Kavram, varlıkta gerçekleşen fiillerin kaynağı ve Allah’ın fiillerinin âlemdeki tecellisiyle ilgili daha geniş bir düşünce çerçevesinin parçasıdır.
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: “Efal alemi” ile “ef‘âl-i mükellefîn” aynı şey değildir. Ef‘âl-i mükellefîn, fıkıh bağlamında mükellefin davranışlarını ve bu davranışların dinî hükümlere göre sınıflandırılmasını ifade eder. Dolayısıyla farz, vacip, mendup, mekruh ve haram gibi kategorilerle ilişkilidir. “Efal alemi” ise özellikle tasavvufî terminolojide ontolojik ve irfanî bir bağlam kazanır.
Bu ayrım yapılmadığında internetteki açıklamalar birbirine karışabiliyor.
Efal Alemi ile Şehadet Âlemi Arasındaki İlişki
Tasavvufî kaynaklarda “efal alemi” çoğu zaman “âlem-i şehadet” kavramıyla bağlantılı biçimde ele alınır. Şehadet âlemi, insanın duyularıyla tecrübe ettiği görünen varlık alanını ifade eder. Bazı tasavvufî yorumlarda bu görünen çokluk, ilahî isim ve sıfatların tecellilerinin ortaya çıktığı alan olarak değerlendirilir.
Bu yaklaşımda mesele yalnızca “dünyada gerçekleşen olaylar” değildir. Daha derin soru şudur:
Gördüğümüz fiillerin arkasındaki gerçek fail kimdir?
Tevhid-i ef‘âl kavramı tam bu noktada devreye girer. Akademik çalışmalarda tevhid-i ef‘âl, tasavvufî tecrübenin “fiillerin birliği” şeklindeki bir mertebesi olarak açıklanır. Bazı tasavvufî sistemlerde bu mertebe, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât ile birlikte ele alınır. Marmara Üniversitesi Katalogu+1
Dolayısıyla “efal alemi”ni sadece fiziksel evren olarak tanımlamak eksik kalabilir. Kavramın tasavvufî kullanımında asıl mesele, görünen eylemlerin ilahî irade ve kudretle ilişkisini kavramaktır.
Tevhid-i Ef‘âl ile Efal Alemi Aynı Şey mi?
Tam olarak aynı kavram değiller.
“Efal alemi” daha çok fiillerin ve oluşların ortaya çıktığı varlık alanına işaret ederken, “tevhid-i ef‘âl” bu fiillerin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin tasavvufî bir idraki anlatır.
Başka bir ifadeyle şöyle bir ayrım yapılabilir:
Efal alemi: Fiillerin, hareketlerin ve oluşların tecrübe edildiği alan.
Tevhid-i ef‘âl: Bu fiillerin nihai anlamda Allah’ın fiili ve kudretiyle ilişkili olduğunu idrak etme mertebesi.
Akademik literatürde de tevhid-i ef‘âlin “fiillerin birliği” şeklinde açıklandığını görüyoruz. Bazı çalışmalarda sâlikin bütün fiilleri Allah’ın fiili olarak müşahede etmesi bu kavramla ilişkilendirilir. Isamveri
Bu nedenle “efal alemi Allah’ın kendisidir” gibi doğrudan ve basitleştirici bir cümle kurmak yerine, tasavvuf geleneğinin kendi kavramlarını koruyarak konuşmak daha sağlıklı olur.
Peki Burada İnsan İradesi Nereye Oturuyor?
Bence konunun en tartışmalı noktası burası.
“Bütün fiiller Allah’a aittir” şeklindeki tasavvufî ifade, yüzeysel okunduğunda insanın iradesinin tamamen önemsiz olduğu şeklinde anlaşılabilir. Oysa İslam düşüncesinde kader, irade, kesb, kudret ve insan sorumluluğu gibi konular yüzyıllar boyunca ayrıntılı biçimde tartışılmıştır.
Dolayısıyla “tevhid-i ef‘âl” kavramını “İnsan hiçbir şey yapmaz, bütün davranışlarından sorumsuzdur” şeklinde yorumlamak doğru bir genelleme olmaz.
Nitekim tasavvuf düşüncesinin farklı ekolleri arasında insan fiilleri ve ilahî fiiller arasındaki ilişkinin açıklanış biçimleri değişmiştir. Bir tasavvufî deneyimi açıklamakla kelâmî bir doktrini açıklamak aynı şey değildir.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bir kavramın mistik anlamı ile hukukî veya kelâmî anlamını birbirine karıştırmamak gerekir.
Erkeklerin “Veri ve Mantık”, Kadınların “Duygu ve Toplum” Üzerinden Bakması Gerçekten Böyle mi?
Bu başlık altında özellikle temkinli olmak gerekiyor. “Erkekler objektiftir, kadınlar duygusaldır” şeklinde bir ayrım yapmak hem bilimsel açıdan fazla genelleyici olur hem de gerçek insanların deneyimlerini açıklamakta yetersiz kalır.
Aynı şekilde “erkekler efal alemini akıl yoluyla, kadınlar ise kalp yoluyla anlar” gibi bir iddianın da güvenilir bir veriyle desteklenmesi gerekir. Böyle bir cinsiyet temelli genelleme yapmak yerine, aynı kavramın farklı insanlar tarafından farklı bilişsel ve toplumsal çerçevelerden yorumlanabileceğini söylemek daha doğru.
Örneğin mühendislik eğitimi almış bir erkek, “efal alemi” kavramını neden-sonuç ilişkileri ve kavramsal tutarlılık açısından değerlendirebilir. Aynı şekilde ilahiyat eğitimi almış bir kadın da konuyu klasik tasavvuf terminolojisi üzerinden son derece analitik biçimde inceleyebilir.
Tersi de mümkündür.
Çocuk yetiştirme deneyimi bulunan bir erkek, “fiil”, “sorumluluk”, “niyet” ve “sonuç” arasındaki ilişkiyi oldukça güçlü biçimde sorgulayabilir. Manevî tecrübe yaşamış bir kadın ise konuyu tamamen soyut ve sistematik bir metafizik problem olarak ele alabilir.
Yani burada belirleyici unsur cinsiyetten ziyade eğitim, kişisel deneyim, kültürel çevre, meslek, inanç biçimi ve konuya yaklaşım tarzı olabilir.
Bu ayrım önemli; çünkü aksi halde tasavvufî bir kavramı açıklamaya çalışırken farkında olmadan yeni bir klişe üretmiş oluruz.
“Objektif” Bakış Açısı Ne Söyleyebilir?
Daha analitik yaklaşan bir okuyucu için ilk soru şu olabilir:
“Bu kavram tarihsel olarak hangi kaynaklarda kullanılmıştır ve hangi anlamlarda kullanılmıştır?”
Bu oldukça yerinde bir sorudur.
Kaynak incelemesi bize “efal” kelimesinin fiiller anlamındaki Arapça kökenini, “tevhid-i ef‘âl” kavramının ise özellikle tasavvufî literatürde fiillerin birliği düşüncesiyle ilişkilendirildiğini gösteriyor. Hacı Bayram Velî ve Elmalılı Hamdi Yazır üzerine yapılan akademik incelemelerde de tevhid-i ef‘âl, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât şeklindeki ayrımın ele alındığı görülmektedir. Isamveri
Bu açıdan bakıldığında “efal alemi” rastgele ortaya çıkmış modern bir internet kavramı değildir. Fakat internette kullanılan her “efal alemi” açıklamasının klasik tasavvuf literatürünü birebir temsil ettiğini düşünmek de doğru değildir.
Özellikle bloglar, forumlar ve sosyal medya paylaşımlarında farklı tarikat ve irfan geleneklerine ait kavramlar birbirine eklenebiliyor. Bu nedenle bir iddia gördüğümüzde “Bu hangi kaynağa dayanıyor?” sorusunu sormak oldukça değerli.
Toplumsal ve Duygusal Bakış Açısı Neyi Farklılaştırabilir?
Son zamanlarda tasavvuf, İbnü’l-Arabî, vahdet-i vücûd ve “efal alemi” gibi kavramlarla ilgili forumlarda oldukça farklı açıklamalar görüyorum. Açıkçası “efal alemi” ifadesi ilk duyulduğunda oldukça kapalı geliyor. “Efal” ne demek, “alem” burada gerçekten bildiğimiz evren anlamında mı kullanılıyor, yoksa daha farklı bir tasavvufî mertebeye mi işaret ediyor? Üstelik internette aynı kavram için birbirinden oldukça farklı açıklamalar bulunabiliyor.
Benim açımdan konunun en ilginç tarafı da burada başlıyor: Bir tarafta kavramı kelime ve kavramsal yapı üzerinden açıklamaya çalışan yaklaşım, diğer tarafta ise bunu insanın yaşadığı olaylar, irade, kader ve manevî tecrübe üzerinden anlamlandıran yaklaşım var. Bu yazıda özellikle bu farklı bakışları birbirine karşıt kalıplara hapsetmeden incelemek istiyorum. Siz “efal alemi” ifadesini nasıl yorumluyorsunuz?
Efal Kelimesi Aslında Ne Anlama Geliyor?
Öncelikle kelimenin kendisinden başlamak gerekiyor. “Ef‘âl”, Arapça “fi‘l” kelimesinin çoğuludur ve temel anlamıyla “fiiller, işler, eylemler” demektir. Dolayısıyla en basit karşılığıyla “efal alemi”, “fiiller ve eylemler âlemi” şeklinde düşünülebilir.
Ancak tasavvuf literatüründe kelime yalnızca günlük hayattaki “insanın yaptığı işler” anlamında kullanılmaz. Kavram, varlıkta gerçekleşen fiillerin kaynağı ve Allah’ın fiillerinin âlemdeki tecellisiyle ilgili daha geniş bir düşünce çerçevesinin parçasıdır.
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: “Efal alemi” ile “ef‘âl-i mükellefîn” aynı şey değildir. Ef‘âl-i mükellefîn, fıkıh bağlamında mükellefin davranışlarını ve bu davranışların dinî hükümlere göre sınıflandırılmasını ifade eder. Dolayısıyla farz, vacip, mendup, mekruh ve haram gibi kategorilerle ilişkilidir. “Efal alemi” ise özellikle tasavvufî terminolojide ontolojik ve irfanî bir bağlam kazanır.
Bu ayrım yapılmadığında internetteki açıklamalar birbirine karışabiliyor.
Efal Alemi ile Şehadet Âlemi Arasındaki İlişki
Tasavvufî kaynaklarda “efal alemi” çoğu zaman “âlem-i şehadet” kavramıyla bağlantılı biçimde ele alınır. Şehadet âlemi, insanın duyularıyla tecrübe ettiği görünen varlık alanını ifade eder. Bazı tasavvufî yorumlarda bu görünen çokluk, ilahî isim ve sıfatların tecellilerinin ortaya çıktığı alan olarak değerlendirilir.
Bu yaklaşımda mesele yalnızca “dünyada gerçekleşen olaylar” değildir. Daha derin soru şudur:
Gördüğümüz fiillerin arkasındaki gerçek fail kimdir?
Tevhid-i ef‘âl kavramı tam bu noktada devreye girer. Akademik çalışmalarda tevhid-i ef‘âl, tasavvufî tecrübenin “fiillerin birliği” şeklindeki bir mertebesi olarak açıklanır. Bazı tasavvufî sistemlerde bu mertebe, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât ile birlikte ele alınır. Marmara Üniversitesi Katalogu+1
Dolayısıyla “efal alemi”ni sadece fiziksel evren olarak tanımlamak eksik kalabilir. Kavramın tasavvufî kullanımında asıl mesele, görünen eylemlerin ilahî irade ve kudretle ilişkisini kavramaktır.
Tevhid-i Ef‘âl ile Efal Alemi Aynı Şey mi?
Tam olarak aynı kavram değiller.
“Efal alemi” daha çok fiillerin ve oluşların ortaya çıktığı varlık alanına işaret ederken, “tevhid-i ef‘âl” bu fiillerin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin tasavvufî bir idraki anlatır.
Başka bir ifadeyle şöyle bir ayrım yapılabilir:
Efal alemi: Fiillerin, hareketlerin ve oluşların tecrübe edildiği alan.
Tevhid-i ef‘âl: Bu fiillerin nihai anlamda Allah’ın fiili ve kudretiyle ilişkili olduğunu idrak etme mertebesi.
Akademik literatürde de tevhid-i ef‘âlin “fiillerin birliği” şeklinde açıklandığını görüyoruz. Bazı çalışmalarda sâlikin bütün fiilleri Allah’ın fiili olarak müşahede etmesi bu kavramla ilişkilendirilir. Isamveri
Bu nedenle “efal alemi Allah’ın kendisidir” gibi doğrudan ve basitleştirici bir cümle kurmak yerine, tasavvuf geleneğinin kendi kavramlarını koruyarak konuşmak daha sağlıklı olur.
Peki Burada İnsan İradesi Nereye Oturuyor?
Bence konunun en tartışmalı noktası burası.
“Bütün fiiller Allah’a aittir” şeklindeki tasavvufî ifade, yüzeysel okunduğunda insanın iradesinin tamamen önemsiz olduğu şeklinde anlaşılabilir. Oysa İslam düşüncesinde kader, irade, kesb, kudret ve insan sorumluluğu gibi konular yüzyıllar boyunca ayrıntılı biçimde tartışılmıştır.
Dolayısıyla “tevhid-i ef‘âl” kavramını “İnsan hiçbir şey yapmaz, bütün davranışlarından sorumsuzdur” şeklinde yorumlamak doğru bir genelleme olmaz.
Nitekim tasavvuf düşüncesinin farklı ekolleri arasında insan fiilleri ve ilahî fiiller arasındaki ilişkinin açıklanış biçimleri değişmiştir. Bir tasavvufî deneyimi açıklamakla kelâmî bir doktrini açıklamak aynı şey değildir.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bir kavramın mistik anlamı ile hukukî veya kelâmî anlamını birbirine karıştırmamak gerekir.
Erkeklerin “Veri ve Mantık”, Kadınların “Duygu ve Toplum” Üzerinden Bakması Gerçekten Böyle mi?
Bu başlık altında özellikle temkinli olmak gerekiyor. “Erkekler objektiftir, kadınlar duygusaldır” şeklinde bir ayrım yapmak hem bilimsel açıdan fazla genelleyici olur hem de gerçek insanların deneyimlerini açıklamakta yetersiz kalır.
Aynı şekilde “erkekler efal alemini akıl yoluyla, kadınlar ise kalp yoluyla anlar” gibi bir iddianın da güvenilir bir veriyle desteklenmesi gerekir. Böyle bir cinsiyet temelli genelleme yapmak yerine, aynı kavramın farklı insanlar tarafından farklı bilişsel ve toplumsal çerçevelerden yorumlanabileceğini söylemek daha doğru.
Örneğin mühendislik eğitimi almış bir erkek, “efal alemi” kavramını neden-sonuç ilişkileri ve kavramsal tutarlılık açısından değerlendirebilir. Aynı şekilde ilahiyat eğitimi almış bir kadın da konuyu klasik tasavvuf terminolojisi üzerinden son derece analitik biçimde inceleyebilir.
Tersi de mümkündür.
Çocuk yetiştirme deneyimi bulunan bir erkek, “fiil”, “sorumluluk”, “niyet” ve “sonuç” arasındaki ilişkiyi oldukça güçlü biçimde sorgulayabilir. Manevî tecrübe yaşamış bir kadın ise konuyu tamamen soyut ve sistematik bir metafizik problem olarak ele alabilir.
Yani burada belirleyici unsur cinsiyetten ziyade eğitim, kişisel deneyim, kültürel çevre, meslek, inanç biçimi ve konuya yaklaşım tarzı olabilir.
Bu ayrım önemli; çünkü aksi halde tasavvufî bir kavramı açıklamaya çalışırken farkında olmadan yeni bir klişe üretmiş oluruz.
“Objektif” Bakış Açısı Ne Söyleyebilir?
Daha analitik yaklaşan bir okuyucu için ilk soru şu olabilir:
“Bu kavram tarihsel olarak hangi kaynaklarda kullanılmıştır ve hangi anlamlarda kullanılmıştır?”
Bu oldukça yerinde bir sorudur.
Kaynak incelemesi bize “efal” kelimesinin fiiller anlamındaki Arapça kökenini, “tevhid-i ef‘âl” kavramının ise özellikle tasavvufî literatürde fiillerin birliği düşüncesiyle ilişkilendirildiğini gösteriyor. Hacı Bayram Velî ve Elmalılı Hamdi Yazır üzerine yapılan akademik incelemelerde de tevhid-i ef‘âl, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât şeklindeki ayrımın ele alındığı görülmektedir. Isamveri
Bu açıdan bakıldığında “efal alemi” rastgele ortaya çıkmış modern bir internet kavramı değildir. Fakat internette kullanılan her “efal alemi” açıklamasının klasik tasavvuf literatürünü birebir temsil ettiğini düşünmek de doğru değildir.
Özellikle bloglar, forumlar ve sosyal medya paylaşımlarında farklı tarikat ve irfan geleneklerine ait kavramlar birbirine eklenebiliyor. Bu nedenle bir iddia gördüğümüzde “Bu hangi kaynağa dayanıyor?” sorusunu sormak oldukça değerli.
Toplumsal ve Duygusal Bakış Açısı Neyi Farklılaştırabilir?