Gerileme dönemi padişahı kimdir ?

Defne

New member
Avrupa'daki devletler açısından Osmanlı'nın askerî gücündeki değişim, doğrudan diplomatik ve ekonomik sonuçlar doğuruyordu. Rusya için Karadeniz'e açılmak ve güneye doğru genişlemek önemliydi. Avusturya için Balkanlar ve Orta Avrupa'daki güç dengesi öne çıkıyordu. Fransa ise Osmanlı ile ilişkilerini Avrupa siyaseti ve Akdeniz çıkarları çerçevesinde yürütüyordu.

Osmanlı topraklarında yaşayan toplumlar açısından ise mesele çok daha farklıydı. İstanbul'daki bir devlet adamının gördüğü “askerî reform ihtiyacı”, Balkanlar'daki bir tüccarın gözünde başka, Arap vilayetlerindeki bir yerel yönetici açısından başka, Anadolu'daki bir köylü açısından bambaşka bir anlam taşıyabiliyordu.

Bu nedenle “Osmanlı geriledi” cümlesi bile aslında şu soruyu beraberinde getiriyor:

Kimin açısından geriledi?

Merkezî devletin askerî gücü mü? Vergi toplama kapasitesi mi? Toprak genişliği mi? Yoksa toplumun günlük hayatı mı?

Bunların hepsinin aynı anda ve aynı ölçüde gerilediğini söylemek mümkün değil.

Kadınların ve Erkeklerin Tarihteki Rolünü Nasıl Dengeli Okumalıyız?

Tarih anlatılarında erkek hükümdarların askerî başarıları çoğu zaman merkeze alınırken kadınların etkisi saray içi ilişkiler, aile bağları ve kültürel aktarım üzerinden anlatılabiliyor. Fakat bu ayrımı biyolojik veya değişmez bir “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” kuralına dönüştürmek doğru olmaz.

Erkeklerin bireysel başarı, askerî zafer, makam ve hükümdarlık üzerinden öne çıkarıldığı tarih anlatılarının yanında kadınların aile ağları, vakıflar, himaye ilişkileri, kültür, eğitim ve sosyal dayanışma üzerindeki etkisini de incelemek gerekir.

Örneğin Osmanlı saray kadınlarının vakıflar yoluyla cami, imaret, çeşme, okul ve benzeri kurumların oluşumuna katkı sağlaması, kadınların sadece saray içindeki kişiler olarak görülmemesi gerektiğini gösterir.

Öte yandan bütün erkekleri “bireysel başarı odaklı”, bütün kadınları ise “ilişki odaklı” kabul etmek de başka bir klişe yaratır. Tarihsel davranışlar sınıf, statü, eğitim, din, bölge ve siyasi koşullara göre değişiyordu.

Bu nedenle daha dengeli bir soru şu olabilir:

Bir toplumda siyasi gücü elinde bulunduranların başarı hikâyeleri ile günlük hayatı ve sosyal ilişkileri sürdüren insanların deneyimleri arasında nasıl bir bağ vardı?

Bence bu soru, klasik padişah merkezli tarih anlatısından çok daha geniş bir bakış açısı sunuyor.

“Gerileme” Kavramına Tarihçiler Neden İtiraz Ediyor?

Modern Osmanlı tarihçiliğinde en önemli tartışmalardan biri tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Eski tarih yazımında Osmanlı'nın 16. yüzyıldan sonra sürekli ve kaçınılmaz biçimde gerilediği düşüncesi oldukça etkiliydi. Ancak özellikle karşılaştırmalı ve küresel tarih çalışmalarının gelişmesiyle bu yaklaşım ciddi biçimde sorgulandı. Donald Quataert ve başka Osmanlı tarihçileri, “gerileme” modelinin Osmanlı tarihindeki değişimleri açıklamak için yetersiz kaldığını vurgulayan çalışmalar ortaya koydu. Compass Hub+1

M. Fatih Çalışır'ın çalışması da “Osmanlı gerilemesi” kavramının akademik açıdan tartışmalı olduğunu ve imparatorluğun yüzyıllar boyunca kesintisiz bir çöküş yaşadığı varsayımının sorgulandığını ortaya koyuyor. DergiPark

Daha yeni çalışmalarda ise “gerileme” yerine dönüşüm, uyum sağlama ve yeniden yapılanma gibi kavramların daha açıklayıcı olup olmadığı tartışılıyor. DergiPark

Dolayısıyla bugün “Gerileme Dönemi padişahı kimdir?” diye sorulduğunda, sadece ders kitabındaki listeyi ezberlemek yerine bu listenin arkasındaki tarih yazımı anlayışını da düşünmek gerekiyor.

Yerel Dinamikler ile Küresel Dinamikler Nasıl Birbirine Bağlandı?

18. yüzyıl Osmanlı dünyası, günümüzün küreselleşmiş dünyasından farklı olsa da uzak bölgeler arasındaki bağlantılar şaşırtıcı derecede güçlüydü.

Karadeniz'deki Rus genişlemesi İstanbul'u etkiliyordu. Avrupa'daki savaşlar Osmanlı maliyesini etkiliyordu. Akdeniz ticaretindeki değişimler liman şehirlerini etkiliyordu. Avrupa'daki askerî teknolojiler Osmanlı ordusunun yeniden düzenlenmesi ihtiyacını doğuruyordu.

Bu nedenle İstanbul'da alınan bir kararın etkisi Balkanlar'da, Anadolu'da, Mısır'da veya Suriye'de farklı şekilde ortaya çıkabiliyordu.

Yerel güçlerin artan önemine ilişkin modern araştırmalar da eski “merkez tamamen kontrolü kaybetti” anlatısının fazla basit olduğunu gösteriyor. Yeni çalışmalar, Osmanlı merkezinin taşradaki yerel aktörlerle müzakere ettiği, farklı yönetim biçimleri geliştirdiği daha karmaşık bir tabloya dikkat çekiyor. Tandfonline

Sonuç: Gerileme Dönemi Padişahı Kimdir?

Kısa cevap vermek gerekirse, Gerileme Dönemi tek bir padişaha ait değildir. Klasik Osmanlı tarih sınıflandırmasına göre dönem, II. Mustafa'dan III. Selim'e kadar uzanan yedi padişahın saltanatlarını kapsar ve 1699-1792 arasındaki dönemle ilişkilendirilir. MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri

Fakat daha kapsamlı cevap bundan ibaret değil.

III. Ahmed döneminde kültürel ve diplomatik değişimler, III. Mustafa ve I. Abdülhamid dönemlerinde askerî ve mali baskılar, III. Selim döneminde ise kapsamlı reform arayışları öne çıktı. Bu nedenle dönemi sadece “Osmanlı'nın zayıfladığı yıllar” şeklinde okumak, yaşanan değişimlerin önemli bölümünü gözden kaçırıyor.

Benim açımdan en dikkat çekici nokta şu: Bir devletin toprak kaybetmesi ile toplumun bütün alanlarda gerilemesi aynı şey değildir. Osmanlı 18. yüzyılda ciddi askerî ve jeopolitik kayıplar yaşarken aynı zamanda diplomasi, askerî eğitim, kültür, maliye ve devlet kurumları bakımından yeni arayışlara yöneldi.

Bu nedenle III. Selim'in “Gerileme Dönemi'nin son padişahı” olması ile “yenileşme dönemlerinin önemli başlangıç figürlerinden biri” olması birbiriyle çelişmek zorunda değil.

Belki de üzerinde düşünülmesi gereken asıl soru şu:

Osmanlı gerçekten sadece geriliyor muydu, yoksa değişen dünya düzenine ayak uydurabilmek için zor ve sancılı bir dönüşüm mü geçiriyordu?

Bugünkü akademik literatürün önemli bir bölümü, ikinci sorunun en az birincisi kadar dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. DergiPark+1

Kaynaklar: Millî Eğitim Bakanlığı tarih materyalleri; Anadolu Üniversitesi tarih ders içerikleri; Donald Quataert'in Osmanlı tarih yazımı üzerine çalışmaları; M. Fatih Çalışır'ın “Bir ‘Mit’in Çöküşü: Osmanlı ‘Gerileyişi’ Üzerine Perspektifler” çalışması; Olivier Bouquet'nin Osmanlı tarihinde “dönüşüm” paradigması üzerine araştırması.
 
Üst